Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu (Singapur Konvansiyonu)

A.Giriş

Yaygın adıyla “Singapur Konvansiyonu” (bundan sonra “Konvansiyon” olarak anılacaktır) olarak bilinen “Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu”, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (United Nations Commission on International Trade Law, “UNCITRAL”) tarafından uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuğun teşvik edilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Konvansiyon, 20 Aralık 2018 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilmiş olup 07 Ağustos 2019 tarihinde, Türkiye tarafından Singapur’da imza edilmiştir. 11 Mart 2021 tarihli, 31420 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7282 sayılı Kanun ile Konvansiyonun onaylanması uygun bulunmuştur. Sonrasında, Konvansiyonun onaylanması hakkında 21 Nisan 2021 tarihli, 3866 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı; 22 Nisan 2021 tarihli, 31462 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Son olarak da 25 Şubat 2022 tarihli, 31761 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 24 Nisan 20222 tarihli, 5235 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca Singapur Konvansiyonu, 11 Nisan 2022 tarihinde, Türkiye’de yürürlüğe girmiştir.

Konvansiyonun asıl amacı, icra edilebilirlik açısından uluslararası tahkim kararlarına nazaran çok daha zayıf bir pozisyonda bulunan ve bu yüzden, çok daha az masraflı, daha hızlı ve tamamen tarafların iradelerini yansıtan bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olmasına rağmen uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde tercih edilmeyen bir yöntem olan arabuluculuğun teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Bu amaca ulaşmak için de 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkındaki New York Sözleşmesi (bundan sonra “New York Sözleşmesi” olarak anılacaktır.) örnek alınmıştır. New York Sözleşmesi ile yabancı hakem kararları için öngörülen tanınma ve tenfiz imkânının bir benzeri, Konvansiyon ile ticari arabuluculuk sonucunda varılan uluslararası sulh anlaşmalarının tanınmasında ve icrasında öngörülmüştür. Diğer bir deyişle, ticari arabuluculuk sonucunda varılan uluslararası sulh anlaşmalarına, adi sözleşmelere nazaran üstünlük sağlanmış, bu anlaşmaların ihlali halinde sözleşmeye aykırılığa dayalı taleplerde bulunmak yerine doğrudan anlaşmanın cebren uygulanmasını talep etme imkânı getirilmiştir.

Bu bilgi notunda, mevzuatta hâlihazırda yer alan arabuluculuk ve sulh anlaşmalarına ilişkin hükümler de göz önünde bulundurularak öncelikle Konvansiyonun kapsamı detaylı şekilde incelendikten sonra, Konvansiyon uyarınca sulh anlaşmalarının nasıl icra edileceği yani Konvansiyonun uygulanması üzerinde durulacaktır. Son kısımda ise Konvansiyonun yürürlüğe girmesinin sonuçlarından bahsedilecektir.

B. Kapsam

Konvansiyonun 1’inci maddesi, hangi anlaşmaların Konvansiyonun kapsamına gireceğini düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrası uyarınca Konvansiyon, bir ticari uyuşmazlığın çözümü için yürütülen arabuluculuk sürecinin sonucunca taraflarca yazılı olarak akdedilen uluslararası niteliği haiz sulh anlaşmalarına uygulanacaktır. 1’inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise nitelikleri gereği Konvansiyonun kapsamı dışında kalan anlaşmalar sayılmıştır. Bu kapsamda, taraflar arasında akdedilen bir sulh anlaşmasının Konvansiyon kapsamında icra edilebilmesi için Anlaşma,[1]

  • arabuluculuk süreci sonunda oluşmuş,
  • uluslararası niteliği haiz,
  • yazılı,
  • ticari bir uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olmalıdır ve
  • özel olarak kapsam dışında bırakılan anlaşmalardan olmamalıdır.

 

I.Arabuluculuk Süreci

Konvansiyonun uygulama alanı bulabilmesi için sulh anlaşmasının, arabuluculuk sonucunda oluşturulmuş olması öncelikli şarttır. Konvansiyonun 2’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında arabuluculuk, “…kullanılan ibarelere veya yürütülen usule bakılmaksızın, tarafların, aralarındaki uyuşmazlığı, uyuşmazlığın taraflarına bir çözüm dayatma yetkisine sahip olmayan üçüncü kişi veya kişilerin (“arabulucu”nun) yardımıyla dostane bir çözüme kavuşturmaya çalıştıkları bir usul” olarak tanımlanmıştır. Kullanılan ibareler ve yürütülen usul dikkate alınmaksızın yalnızca “çözüm dayatma yetkisi” olmayan üçüncü kişilerin yardımıyla uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması, arabuluculuk sürecinin varlığının kabulü için yeterli görülmüştür. Diğer bir deyişle, arabulucunun, avukat olması, arabuluculuk siciline kayıtlı olması gibi şahsen bir özellik taşıması şartı konulmadığı gibi sulh anlaşmasının icrasının talep edildiği yerin hukukuna veya başka bir hukuka göre belirli bir usule uyulması gerekliliği gibi usule ilişkin bir zorunluluk da getirilmemiştir. Bu kapsamda, bir üçüncü kişinin, arabulucu sıfatı dahi kullanmadan sürece dâhil olarak uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlaması, arabuluculuk şartının sağlanması için yeterlidir.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun (bundan sonra “6325 sayılı Kanun” olarak anılacaktır.) 2’nci maddesinde ise “Arabulucu”nun, Bakanlıkça düzenlenen arabulucular siciline kaydedilmiş gerçek kişi olduğu belirtilmiştir. Bu yüzden, ancak sicile kayıtlı arabulucuların faaliyetleri sonucunda imzalanan sulh anlaşmaları, aynı kanunun 18’inci maddesi uyarınca icra edilebilecektir. Bu kapsamda belirtmek gerekir ki, diğer şartları taşıması kaydıyla, arabuluculuk siciline kayıtlı olmayan üçüncü kişilerin katkısıyla imzalanan sulh anlaşmaları da Konvansiyon kapsamında Türkiye’de icra edilebilecektir.

II. Uluslararası Nitelik

Öncelikle belirtmek gerekir ki New York Sözleşmesi’nde “yabancılık” unsuru üzerinde durulurken Konvansiyonda, “uluslararası nitelik” şart olarak yer almıştır. Uluslararası nitelik tanımlanırken de Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda (CISG) olduğu gibi tarafların işyerlerinin farklı ülkelerde olması esas kıstas kabul edilmiştir. Konvansiyonun 1’inci maddesi uyarınca Konvansiyon, sulh anlaşmasının taraflarının işyerlerinin farklı devletlerde olması durumun sulh anlaşmasına uygulanacaktır. Bununla birlikte aynı birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca sulh anlaşmasının taraflarının işyerleri aynı ülkede bulunsa dahi, sulh anlaşmasından doğan borcun esaslı bir kısmı farklı bir devlette ifa edilecekse veya sulh anlaşmasının en sıkı ilişkili olduğu devlet, tarafların işyerlerinin bulunduğu devletten farklı bir devletse, sulh anlaşmasının uluslararası niteliği haiz olduğu kabul edilecek ve Konvansiyon, sulh anlaşmasına uygulanacaktır.

Konvansiyonun 2’nci maddesinde ise tarafların işyerlerinin belirlenmesine ilişkin birtakım özellikli hallere değinilmiştir. Bu kapsamda, birinci madde uyarınca bir sulh anlaşmasının Konvansiyonun kapsamına girip girmediği değerlendirilirken, taraflardan birinin birden fazla işyeri varsa, ilgili işyeri, sulh anlaşması yapıldığı sırada taraflarca bilinen veya öngörülen haller dikkate alınarak sulh anlaşmasıyla çözümlenen uyuşmazlıkla en sıkı ilişkiye sahip olan iş yeri dikkate alınacaktır. Ayrıca, taraflardan biri herhangi bir işyerine sahip değilse iş yeri ibaresi mutad meskeni olarak kabul edilecektir.

Konvansiyonda “yabancılık” unsuruna değil de “uluslararası nitelik” unsuruna yer verilmesi ile arabuluculuğun yapıldığı yer, Konvansiyonun uygulanması açısından bir kıstas teşkil etmemektedir. Diğer bir deyişle, Türkiye’de yürütülen bir arabuluculuk süreci sonucunda imzalanan sulh anlaşması da 6325 sayılı Kanun veya 1136 sayılı Avukatlık Kanunu (bundan sonra “Avukatlık Kanunu” olarak anılacaktır.) kapsamında ilam niteliği kazanmamış ise ve “uluslararası nitelik” şartını da sağlıyorsa, Konvansiyon kapsamında Türkiye’de tanınabilecek ve icra edilebilecektir.

III. Yazılılık

Konvansiyonun 1’inci maddesinde, ancak “yazılı” olarak yapılan sulh anlaşmalarının Konvansiyon kapsamına gireceği belirtilmiştir. “Yazılılık” şartı, Konvansiyonun 2’nci maddesinde, uluslararası ticarette kullanılan teknolojik imkânlar da göz önünde bulundurularak açıklanmıştır. Konvansiyonun 2’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca, sulh anlaşmasının içeriğinin herhangi bir şekilde kayda alınması halinde yazılılık şartı sağlanmış kabul edilecektir. Bu açıdan, anlaşmanın kâğıda dökülmüş olması, yazılılık şartının sağlanması için zorunlu bir unsur değildir. Sonradan aynı şekilde ulaşılabilmek, erişilebilmek kaydıyla elektronik olarak tutulan kayıtlardan anlaşmanın içeriği anlaşılabiliyorsa yazılılık şartı sağlanmış olacaktır. Bu kapsamda, elektronik ortamda yapılan sulh anlaşmalarında da yazılılık şartı sağlanmış olacağından bu anlaşmalar da Konvansiyon kapsamında icra edilebilecektir. Örneğin, farklı ülkelerde bulunan tarafların, üçüncü bir ülkeden bulunan arabulucunun da dahil olduğu bir video konferansta sulh anlaşmasının unsurları üzerinde anlaştıkları ve sonrasında anlaşılan hususların karşılıklı mailleşmeler ile kayıt altına alındığı senaryoda, yazılılık şartı sağlanacağından, Konvansiyon kapsamında icra edilebilir bir sulh anlaşmasından bahsedilebilecektir.[2]

IV. Ticari Uyuşmazlık Niteliği

Konvansiyonun 1’inci maddesinde belirtildiği üzere, “ticari” uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin sulh anlaşmaları Konvansiyonun kapsamında yer almaktadır. Bununla birlikte Konvansiyonda, “ticari” nitelikten ne anlaşılması gerektiğine ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Bu konuda doktrinde[3], UNCITRAL Model Kanunu ve Konvansiyonun genel amacı göz önünde bulundurularak “ticari” niteliğin geniş yorumlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu kapsamda, özel hukuka tabi olan ilişkilerden kaynaklanan yatırımcı-devlet ilişkileri de dahil her türlü ticari işleme ilişkim uyuşmazlığın çözümüne ilişkin sulh anlaşması, Konvansiyonun kapsamında değerlendirilebilecektir.

V. Kapsam Dışında Bırakılan Anlaşmalar

Konvansiyonun 1’inci maddesinin 2’nci ve 3’üncü fıkralarında sınırlı olarak sayılan sulh anlaşmaları, Konvansiyonun kapsamı dışında bırakılmıştır. İki ayrı fıkrada iki grup halinde sayılan kapsam dışı anlaşmaların ilk grubunu, taraflarından birinin tüketici olarak şahsı veya ailesi veya evi için yaptığı işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yapılan sulh anlaşmaları ile aile ve miras hukukuna ilişkin sulh anlaşmaları oluşturmaktadır. Bu anlaşmalar, nitelikleri gereği, diğer şartları sağlasalar dahi Konvansiyon kapsamında icra edilemeyeceklerdir.

İkinci grupta sayılan anlaşmalar ise niteliklerinden ziyade, kendilerine tanınan özellikli durumlardan dolayı Konvansiyonun kapsamı dışında bırakılmışlardır. Mahkemece tasdik edilen veya mahkeme yargılaması esnasında yapılan sulh anlaşmaları, mahkemenin bulunduğu devlette mahkeme kararı olarak yerine getirilen sulh anlaşmaları ve hakem kararı olarak kaydedilen ve yerine getirilen sulh anlaşmaları kendilerine tanınan özel icra kabiliyetlerinden dolayı Konvansiyonun kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu kapsamda, 6325 sayılı Kanun kapsamında yapılan ve aynı kanunun 18’inci maddesi uyarınca mahkeme tarafından icra edilebilirlik şerhi verilen sulh anlaşmaları ile Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi uyarınca yapılan sulh anlaşmaları, ilam niteliğinde belge kabul edileceğinden bu sulh anlaşmaları, diğer şartları sağlasalar dahi kapsam dışı bırakılan anlaşmalardan olduklarından Konvansiyon kapsamında icra edilemeyeceklerdir. Bununla birlikte, bu sulh anlaşmalarından uluslararası niteliği haiz olan ve Konvansiyonda yer alan diğer şartları sağlayan sulh anlaşmaları, Konvansiyona taraf diğer ülkelerde ilam niteliğinde belge olmayacaklarından ve mahkeme kararları gibi tanıma ve tenfize de tabi olmayacaklarından, kapsam dışı bırakılan anlaşmalardan sayılmayacak ve Konvansiyon kapsamında icra edilebileceklerdir.

C. Konvansiyonun Uygulanması

Konvansiyonun uygulanmasına ilişkin esaslar 4’üncü ve 5’inci maddelerde düzenlenmiştir. 4’üncü madde kapsamında sulh anlaşmalarının icra edilmesi talebinde bulunabilmek için karşılanması gereken usuli şartlar sıralanırken 5’inci maddede de icra edilebilirlik talebinin reddi sebepleri düzenlenmiştir.

I. Usuli Şartlar

Konvansiyonun 4’üncü maddesi uyarınca, bir sulh anlaşmasının, Konvansiyon uyarınca icra edilmesini talep eden taraf, hukuki yollara başvurduğu ülkenin makamına şu belgeleri ibraz edecektir:

  1. Taraflarca imzalanmış sulh anlaşması
  2. Sulh anlaşmasının arabuluculuk sonucu yapıldığını gösteren deliller
  3. Eğer sulh anlaşması, ülkesinde hukuki yola başvurulan devletin resmi dilinde değilse, yetkili makamın talebi üzerine sulh anlaşmasının tercümesi
  4. Yetkili makam tarafından talep edilirse, Konvansiyonda öngörülen şartların yerine getirildiğini teyit eden gerekli belgeler

Aynı maddenin 2’nci fıkrasında, elektronik ortamda akdedilen sulh anlaşmalarında imza şartına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Fıkrada, tarafların ve arabulucunun teşhis edilmesini ve tarafların ve arabulucunun iradelerinin anlaşılmasını sağlayan bir yöntem kullanılması durumunda imza şartının sağlanacağı kabul edilmekledir. Bu kapsamda, taraflar ve arabulucu, ıslak imzanın yanında elektronik imza da kullanabileceklerdir. Ayrıca, kullanılabilecek yöntemler ilgili fıkrada sınırlı sayıda sayılmadığı ve hedeflenen işlev belirtilerek bu işlevi sağlayan yöntemlerin kabul edileceği belirtildiği için elektronik imza kullanılmasa dahi imza şartı sağlanabilecektir. Örneğin, taraflarca e-mail yazışmasıyla kayıt altına alınan sulh anlaşmalarında tarafların iradeleri ve kimlikleri anlaşıldığı sürece ayrıca ıslak imzaya veya elektronik imzaya ihtiyaç duyulmayacaktır.

Ayrıca belirmek gerekir ki, Konvansiyonda usuli şart yetkili makam tarafından talep edilecek diğer belgelerin de sunulması gerektiği belirtilmişse de bu hüküm sulh anlaşmasının icra edilmesinin prosedürlerle yavaşlatılmasına sebebiyet verecek şekilde kullanılamayacaktır. Talep edilebilecek belgeler yalnızca ama yalnızca yine Konvansiyonda sayılan şartların sağlandığının teyidine ilişkin belgeler olmalıdır. Örneğin, Konvansiyonda “yabancılık” değil “uluslararası nitelik” vurgulanarak sulh anlaşmasının milliyetine, anlaşmanın yapıldığı yere sonuç bağlanmadığından sulh anlaşmasının geçerliliğinin yapıldığı ülke makamı tarafından onaylanması anlamına gelen bir tasdik şerhi (apostille) talep edilemeyecektir.[4]

II. Ret Sebepleri

Konvansiyonun 5’inci maddesinde, sulh anlaşmasının icra edilmesi talebinin reddi sebepleri sınırlı şekilde sayılmıştır. Bu sebeplerden bazıları yetkili makam tarafından re’sen göz önünde bulundurulabilecekken bazıları ise ancak taraflarca ileri sürüldüğü takdirde yetkili makam tarafından ret sebebi olarak değerlendirilebilecektir. Aşağıda, kısa açıklamalarla birlikte tüm ret sebeplerine değinilecektir.

  1. Yetkili makam, aleyhine sulh anlaşmasının icrası talep edilen tarafın talebi ve ispatlaması kaydıyla aşağıdaki sebeplere dayanarak talebi reddedebilir:
      • Sulh anlaşmasının taraflarından birinin ehliyetsiz olması: Tarafların ehliyetleri takdir edilirken yetkili makamın bulunduğu ülkenin kanun ihtilafı kuralları kapsamında uygulanacak hukuk belirlenecektir. Bu kapsamda Türk makamları nezdindeki taleplerde 5718 sayılı Kanun’un (MÖHUK) 9’uncu maddesi uyarınca gerçek kişilerin için ilgilinin milli hukuku, tüzel kişiler için ise “idare merkezi” hukuku, ehliyete uygulanacak hukuk olacaktır.
      • İcrası talep edilen sulh anlaşmasının taraflarca tabi kılındığı hukuka veya taraflarca tabi kılınan bir hukuk yoksa Konvansiyonun 4’üncü maddesi uyarınca talebin yapıldığı yetkili makamın ait olduğu devletin hukukuna göre geçersiz ve hükümsüz olması veya işlerlik kazanmamış olması veya ifa edilebilir olmaması, hükümlerine göre bağlayıcı veya nihai olmaması veya sonradan tadil edilmiş olması: Bu ret sebebi kapsamında değerlendirme yapılırken anlaşmanın bağlayıcı veya nihai olmaması halleri ancak ilgili sulh anlaşmasının kendi hükümleri ile sağlanabilecektir. Diğer bir deyişle, sulh anlaşmasının icrasının talep edildiği yetkili makamın bulunduğu devletin hukukuna göre anlaşmanın bağlayıcı veya nihai olmaması, bu madde kapsamında bir ret sebebi olarak kabul edilemez.
      • Sulh anlaşmasına konu borcun; ifa edilmiş olması, açık veya anlaşılabilir olmaması: Kapsamı net olmayan bu ret sebebinin, Konvansiyonun amacı göz önünde tutularak yetkili makamlar tarafından dar yorumlanması gerekmektedir.
      • Talebin kabul edilmesinin sulh anlaşmasının hükümlerine aykırı olması: Taraflarca sulh anlaşmasında kararlaştırılan bir alacağın muaccel hale gelmesi bir şarta bağlanmış ve bu şart henüz gerçekleşmemişse anlaşmanın icrası, taraf iradelerine aykırı olacağından reddedilmelidir. Ayrıca, icrası talep edilen sulh anlaşmasının tarafları, Konvansiyonun kendi anlaşmalarına uygulanmayacağını anlaşmalarında kararlaştırmışlarsa (opt-out) yine bu anlaşmanın Konvansiyon kapsamında icrası talebi yetkili makam tarafından reddedilmelidir.
      • Arabulucuya veya arabuluculuğa uygulanabilir standartların arabulucu tarafından ciddi şekilde ihlal edilmesi ve bu ihlal olmasaydı söz konusu tarafın sulh anlaşmasını yapmayacak olması: Bu sebebe dayanılarak icra talebinin reddedilebilmesi için öncelikle arabulucu veya arabuluculuk için belirlenmiş bir standart bulunmalıdır. Bu standart, arabulucunun tabi olduğu hukuktan kaynaklanabileceği gibi tarafların, arabulucu ile akdedecekleri sözleşme ile de kararlaştırılabilir. Ayrıca, standarda aykırı her davranıştan dolayı bu sebebe dayanılarak icra talebi reddedilemez. Standardın ihlalinin ciddi olması ve ihlal ile tarafların veya taraflardan birinin anlaşma iradesinin oluşması arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır. Tüm bu hususlara ilişkin ispat külfeti da başta belirttiğimiz üzere, icra talebinin reddini talep eden tarafın üzerindedir.
      • Arabulucunun tarafsızlığına veya bağımsızlığına ilişkin haklı şüphe uyandıracak durumları arabulucunun, taraflara ifşa etmemesi ve bu ifşayı yapmamasının taraf üzerinde önemli veya haksız bir etki oluşturması öyle ki, bu kusur olmasaydı söz konusu tarafın sulh anlaşmasını yapmayacak olması: Tıpkı yukarıda bahsedilen ret sebebinde olduğu gibi bu sebebe dayanarak da bir icra talebinin reddedilebilmesi için ifşa etmeme ile sulh anlaşmasını akdetme yönünde oluşan irade veya iradeler arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Tahkim süreci sonunda verilen hakem kararının aksine, arabuluculuk sonunda imzalanan sulh anlaşması, arabulucunun takdirine dayanan bir karar değil, tarafların ortak iradelerini yansıtan bir anlaşma olduğu için arabulucunun bağımsızlığına veya tarafsızlığına ilişkin haklı bir şüphe uyandıracak durumların ifşa edilmemesi ancak yukarıda bahsedildiği derecede ağır olduğunda bir icra talebinin reddi sebebi olarak Konvansiyonda yer almıştır.
  2. Yetkili makam, aleyhine sulh anlaşmasının icrası talep edilen tarafın talebi olmasa dahi aşağıdaki hususlardan birini tespit ederse, re’sen icra talebinin reddine karar verebilir:
        • Talebin, başvurulan devletin kamu düzenine aykırı olması: Bu sebep kapsamında değerlendirme yapılırken Konvansiyonun amaçları da göz önünde bulundurularak yetkili makamlarca dar bir yorum yapılmalıdır. Örneğin, arabuluculuk sürecini yürüten arabulucunun, sulh anlaşmasının icrası talep edilen ülkede arabulucular için zorunlu olan bir lisansa sahip olmaması gibi basit hukuki düzen farklılıkları nedeniyle bu sebep kapsamında icra taleplerinin reddedilmesi, Konvansiyonun amaçlarına aykırı bir uygulama teşkil edecektir.
        • Uyuşmazlığın konusunun başvurulan devletin hukukuna göre arabuluculuk yoluyla çözümüne elverişli olmaması: Bu ret sebebi kapsamında yapılacak değerlendirme tamamen sulh anlaşmasının icrası talep edilen ülkenin düzenlemeleri kapsamında yapılacaktır. İlgili ülkenin mevzuatında hangi uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümlenebileceği düzenlenmişse ancak o uyuşmazlıklara ilişkin uluslararası niteliği haiz sulh anlaşmaları Konvansiyon kapsamında icra edilebilecektir. Türk mevzuatında ilgili husus 6325 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca, yabancılık unsuru taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri işlemlerden kaynaklanan özel hukuk uyuşmazlıkları, arabuluculuk yoluyla çözümlenebilecektir. Bu kapsamda, Türkiye’de icrası talep edilen uluslararası niteliği haiz sulh anlaşmalarının (varsa) iflasa, ceza yargısına veya idari yargıya ilişkin kısımları, Konvansiyon kapsamında icra edilemeyecek, bunların dışında ticari uyuşmazlıkların büyük çoğunluğu tarafların üzerinde tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden kaynaklandığı için uyuşmazlıkların bu kısımlarına ilişkin sulh anlaşmalarının Konvansiyon icrasında bir problem yaşanmayacaktır.

D. Çekinceler

Her ne kadar Konvansiyonun 8’inci maddesi uyarınca âkit devletler, Konvansiyonun, kendisinin veya çekincede belirttiği devlet kurumlarının veya bir devlet kurumu adına hareket eden kişilerin taraf olduğu sulh anlaşmalarına uygulanmayacağını veya Konvansiyonu, yalnızca sulh anlaşmasının taraflarının Konvansiyonun uygulanmasını kararlaştırdıkları hallerde uygulayacağını beyan ederek Konvansiyona çekince koyabilirler. Her ne kadar iki ayrı hususta çekince koyma imkânı tanınmışsa da İran ve Belarus haricinde diğer âkit devletler, Konvansiyonu çekinceden âri şekilde imzalamışlardır.

E. Sonuç

Son yıllarda yargı dışı çözüm yolları olan Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerine ticari yaşamda oldukça yoğun bir şekilde başvurulduğu izlenmektedir. Küreselleşme ve teknolojinin günlük yaşamın her alanında ortaya koyduğu hızlı değişimler çerçevesinde, hukukun da taraf iradeleri ve tatminini ön plana çıkaran farklı çözüm yollarını ortaya koyması kaçınılmaz bir sonuçtur.

Bu çerçevede ülkemizin de Singapur Konvansiyonuna taraf olması ve Konvansiyonun yürürlüğe girmesi Türk Hukuk sistemi açısından oldukça ciddi bir önem arz etmektedir.

Konvansiyonun yürürlüğe girmesiyle birlikte, 6325 sayılı Kanun veya Avukatlık Kanunu uyarınca ilam niteliğinde belge kabul edilmeyen ve uluslararası nitelik taşıyan sulh anlaşmalarının, yurtdışında akdedilen ve Konvansiyonda belirtilen şartları sağlayan sulh anlaşmalarının icrası, Türk makamlarından, Konvansiyon kapsamında talep edilebilecektir. Konvansiyonda özellikle ticari hayatta yaygın olarak kullanılan teknolojilerin de göz önünde bulundurularak düzenleme yapılmasının da katkısıyla Konvansiyonun, uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde, tahkime göre daha az masraflı, mahkeme yargılamasına göre daha hızlı olan ve tamamen gizlilik içerisinde yürütülen arabuluculuk yöntemini ve sulh anlaşmalarını daha tercih edilir kılması beklenmektedir. Uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde hem sürece dâhil olan arabulucuların hem de taraf vekillerinin hukuki bilgi ve tecrübe açısından eksiksiz olmaları da uyuşmazlığın taraflarına güvenli bir şekilde uyuşmazlıklarını çözüme kavuşturma imkânı verecektir. Aksi takdirde, Konvansiyon ile birlikte artık dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ülkelerde icra edilebilen sulh anlaşmalarının ehil olmayan kimselerce hazırlanması, tarafları yüksek miktarlarda zarara uğratabilecektir.

Saygılarımızla,

Tunca Avukatlık Ortaklığı

 

[1] Kaya, T., Singapur Sözleşmesi ve Uluslararası Ticari Arabuluculuk Sonucunda Ortaya Çıkan Sulh Anlaşmalarının Tanınması ve İcrası Meselesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi • Cilt 25, Sayı 2, Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal Armağanı, Aralık 2019, s. 988, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/909914, son erişim tarihi: 09 Mayıs 2022 

[2] Kaya, T., Singapur Sözleşmesi ve Uluslararası Ticari Arabuluculuk Sonucunda Ortaya Çıkan Sulh Anlaşmalarının Tanınması ve İcrası Meselesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi • Cilt 25, Sayı 2, Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal Armağanı, Aralık 2019, s. 988, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/909914, son erişim tarihi: 09 Mayıs 2022 

[3] Claxton J., The Singapore Convention: Mediation in a New York State of Mind, https://ssrn.com/

abstract=3416116. İçin bkz. Kaya, s.992

[4] Kaya, T., Singapur Sözleşmesi ve Uluslararası Ticari Arabuluculuk Sonucunda Ortaya Çıkan Sulh Anlaşmalarının Tanınması ve İcrası Meselesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi • Cilt 25, Sayı 2, Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal Armağanı, Aralık 2019, s. 988, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/909914, son erişim tarihi: 09 Mayıs 2022 

 

 

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Tunca Avukatlık Ortaklığı'nın yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Tunca Avukatlık Ortaklığı'nın yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

YAZARLAR
Ara
Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Çerezleri nasıl kullandığımız, sildiğimiz ve engellediğimiz ile ilgili detaylı bilgi için lütfen Çerezler (Cookies) sayfasını okuyunuz.Kabul Et ve Kapat