Tüzel Kişilerin Manevi Tazminat İsteme Hakkı

I. GİRİŞ

Bilindiği üzere, hem gerçek hem de tüzel kişilerin kişilik hakları Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) ve Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) ilgili maddeleri kapsamında koruma altındadır. Kişilik haklarına saldırı olması durumunda ise, saldırının durdurulmasını isteme gibi taleplerin yanı sıra saldırı neticesinde ortaya çıkan manevi zararın giderilmesini temin amacıyla manevi tazminat istenmesi mümkündür.

Bu noktada, tüzel kişilerin manevi zararının söz konusu olup olamayacağı ve tüzel kişilerin manevi tazminat isteyip isteyemeyeceği hususları öğretide tartışmalıdır. İşbu çalışma ile tüzel kişilerin manevi tazminat isteme hakkının hukuki dayanakları değerlendirilecektir. Çalışmamız kapsamında öncelikle tüzel kişilerin kişilik hakkı bağlamında kişilik hakkı kavramı  açıklanacak, akabinde manevi tazminat kavramı ve manevi tazminatın fonksiyonuna ilişkin görüşler değerlendirilecek, sonrasında da manevi zarar kavramı açıklanacaktır.

II. TÜZEL KİŞİLERİN KİŞİLİK HAKLARI

“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir” hükmündeki TMK’nın 24. maddesi ile “kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir” hükmündeki TBK’nın 58. maddesinin 1. bendinde kişilik hakkından söz edilmişse de kişilik hakkının nelerden oluştuğu belirtilmemiştir.

Serozan’a göre kişilik hakkı, kişinin kişiliğini oluşturan, kendisini insan kılan maddi-manevi tüm değerlere, özel olarak, yaşamına, beden bütünlüğüne, sağlığına, onuruna, saygınlığına, özel yaşamının gizliliğine, sözüne, resmine, adına, bu arada ekonomik hareket serbestliğine ilişkin hakkıdır[1].

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı ilamında, “Kişilik hakları, kişiliği oluşturan değerler üzerindeki mutlak surette korunan, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları ifade eder. Kişinin hayatı, beden ve ruh sağlığı, beden bütünlüğü, özgürlüğü, onur ve saygınlığı, özel hayatının gizliliği, sırları gibi unsurlara yönelik bir saldırı kişilik hakkının ihlali sayılır. Ancak kişilik haklarının zamana ve durumun koşullarına göre değişebilen dinamik bir alan olması nedeniyle kapsamı konusunda sınırlayıcı bir sayım yapmak mümkün olmamaktadır. Kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. 6098 sayılı TBK'nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.” ifadeleriyle kişilik hakkı kavramını tanımlamıştır.

Tüzel kişilerin kişilik haklarının olup olmadığı ve mevcutsa kapsamı bakımından yapılan değerlendirme de ise öncelikle hak ehliyeti kavramına bakmak gerekmektedir. TMK 48. Maddesine göre, Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.”. Bu noktada kanun koyucunun kişilik haklarının korunması bakımından gerçek kişi tüzel kişi şeklinde bir ayrım yapmadığı da göz önünde tutulduğunda, tüzel kişilerin de kişilik hakkı korumasından yararlanabileceği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Bununla birlikte, tüzel kişiler insanlar gibi maddi-organik bir yapıya sahip olmadıklarından onların bedensel bütünlüğü, yaşamı, sağlığı gibi, maddi bedensel değerler üzerinde kişilik haklarının varlığı eşyanın tabiatı gereği söz konusu değildir. Bununla birlikte saygınlık, onur, sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerle, mesleki ve ekonomik kişisel değerlere gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de sahip olduğu söylenebilir. Tüzel kişilerin kişisel değerler üzerindeki kişilik haklarının korunması gerekir[2].

Aynı görüşte olan Kırca’ya göre ise tüzel kişiler, sosyal hayatın bir gereği olarak, hukuk düzeni tarafından kişi olarak kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanunu'na göre tüzel kişiler, yaratılış gereği insana özgü olan haklardan başka bütün haklara sahiptirler. O halde, tüzel kişiler sosyal kişilik değerlerine sahiptir; onların da bir ismi, toplum içinde saygınlığı, özel ve gizlilik alanı, ticari itibarı vardır ve bu kişilik değerleri de korunmalıdır[3].

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/4-213 E., 2016/70 K. Sayılı ilamında, "Tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu sebeple tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir." şeklinde hüküm kurmuştur. Bu minvalde, Yargıtay’ın da tüzel kişilerin, niteliği gereği insana özgü olan kişisel değerler dışındaki değerlere sahip olduğunu ve bu değerleri korunmaya değer gördüğü anlaşılmaktadır.

Neticede, kişilik hakları ve bunların korunması bakımından kanun koyucu gerçek kişi-tüzel kişi ayrımı yapmamış olduğundan, tüzel kişilerin de kişilik haklarının mevcut olduğu ve mevcut kişisel değerlerin saldırılara karşı korunacağı konusunda bir şüphe söz konusu değildir. Ayrıca, tüzel kişilerin kişilik haklarının başında ticari itibar, ekonomik saygınlık, ticari onur ve saygınlık, mesleki sırlar gelmektedir ancak ekonomik yaşamın dinamikliği nedeniyle bu alanda kişisel hakların bunlarla sınırlı olduğunu ifade etmek mümkün değildir.

III. MANEVİ ZARAR KAVRAMI

Kişinin hukuk düzenince korunan kişilik haklarına saldırılması halinde kişinin manevi bütünlüğü üzerinde bir zarar meydana getirilecektir. Manevi zararın açıklamak üzere objektif ve sübjektif görüş olmak üzere iki görüş öne sürülmektedir.

Objektif teoriye göre manevi zarar, kişinin kişilik hakkını oluşturan şeref ve haysiyeti, özel yaşamı, ismi, resim ve fotoğrafı, sesi, mesleki ve ticari kişisel değerlerinden herhangi birinin saldırıya uğraması halinde kişinin bu olaydan dolayı varlığında maddi veya manevi bir acı ve elem duyması gerekmemektedir. Bu acının varlığı aranmadan zararın oluştuğu kabul edilecektir[4].

Subjektif teoriye göre ise bir kişinin, kendisine yönelik bir hukuka aykırı eylem sonucu manevi zarara uğradığının kabul edilmesi için saldırıya uğrayanın o eylemlerden dolayı acı ve üzüntü duyması gerekmektedir. Eğer mağdur üzüntü duymuyorsa manevi zararı doğmayacağından, tazmin talebinden de söz edilemeyecektir[5].

Bu noktada, tüzel kişilerin manevi tazminat talep edip edemeyeceği hususunda da kabul edilen görüşe göre farklılıklar meydana gelmektedir. Sübjektif görüşe bağlı kalınması halinde, tüzel kişilerin acı, elem ve ızdırap duyması mümkün olmayacağından manevi tazminat istenmesi mümkün olmayacaktır. Ancak Antalya’ya göre, doktrin ve uygulamada tüzel kişilik hangi görüşle açıklanırsa açıklansın, tüzel kişilerin manevi tazminat talep edebileceği kabul edilmektedir. Aksi görüş ise tüzel kişilerin gerçek kişiye has (subjektif görüşe göre) manevi zarar olarak acı, elem, ızdırap ve yaşama sevincinde azalma söz konusu olamayacağından dolayı tüzel kişilerin manevi zararından bahsedilemeyeceğinden, bunların kişilik hakkının korunmasının TMK. m. 25/I ve II’deki davalarla sağlanacağını savunmaktadır. Manevi zararın objektif görüşle açıklandığı durumlarda ise tüzel kişiliğinin manevi tazminat talep edeceğinde tereddüt bulunmamaktadır[6].

Bu noktada, öğretinin çoğunluğunun katıldığı objektif görüş doğrultusunda tüzel kişilerin kişilik haklarının ihlali halinde manevi tazminat talep edilmesinin mümkün olacağı kanaatindeyiz.

IV. MANEVİ TAZMİNAT KAVRAMI

Manevi tazminat, “zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin, yani manevi zararın giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir.” şeklinde tanımlanmaktadır[7].

Bu noktada, manevi tazminatın fonksiyonunu açıklamaya yönelik birçok görüş öne sürülmektedir. Bu görüşleri detaylı olarak ifade etmek çalışmamızın konusu olmadığından hakim görüş olan tatmin görüşünden bahsetmenin yeterli olacağı kanaatindeyiz. Öğretide tatmin görüşünü savunanlara göre manevi tazminatın amacı, kişinin acı elem duymasına veya haksızlık hissini tatmin etmesine bağlı tutulmaksızın, meydana gelen manevi zararı gidermektir. Bu açıdan, manevi tazminatın maddi tazminattan bir farkının söz konusu olmadığı, kişilik değerlerinin, maddi değerlerden daha az değerli ve bu nedenle daha az korumaya muhtaç olmadığı, tam tersine kişilik değerlerinin en az maddi mallar kadar, hatta ondan daha da değerli olduğu ifade edilmektedir[8].

Yine öğretide, manevi tazminatın asıl fonksiyonu olan tatmin fonksiyonun yanı sıra ikincil bir fonksiyon olarak önleme/caydırma fonksiyonunun da olduğu ifade edilmektedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 26.06.1966 tarih ve 1966/7 E 1966/7 K. Sayılı kararında,  “Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Ceza değildir; çünkü, davacının menfaati düşünülmeksizin, sorumlu olana hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük değildir. Mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği için de, gerçek manasında bir tazminat, mağdurda veya zarara uğrayanda bir huzur hissi, bir tatmin duygusu tevlit etmelidir.” ifadelerini kullanarak manevi tazminatın amacının tatmin görüşüne benzer bir şekilde açıklamıştır[9].

Yargıtay bazı kararlarında ise, manevi tazminatın faili daha dikkatli ve özenli davranmaya ittiğinden hareketle manevi tazminatın önleme amacının bulunduğunu vurgulamaktadır[10].

V. TÜZEL KİŞİLERİN MANEVİ TAZMİNAT TALEP EDEBİLMESİ

Türk Borçlar Kanunu’nun ‘Kişilik Hakkının Zedelenmesi’ kenar başlıklı 58. Maddesinin birinci fıkrasında; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu kanun hükmü, kişilik haklarını koruyan TMK’nın 24 vd. hükümlerine atıf yaparken, tüzel kişi ve gerçek kişi arasında bir ayrım yapmamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun ‘Kişiliğin Korunması’ genel başlığının altında yer alan ‘Davalar’ başlıklı 24. Maddesinin üçüncü fıkrasında ise, “Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.” ifadeleri yer almaktadır. Bu bakımdan kanun koyucunun niyetinin tüzel kişilerin de manevi tazminat isteyebilmesi yönünde olduğu açıktır.

Öğretideki hakim görüşe göre ise, Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda manevi tazminat isteminde tüzel kişileri gerçek kişilerden ayıran bir düzenleme olmadığından hareketle, tüzel kişilerinde manevi tazminat isteyebileceği belirtilmektedir[11]. Ayrıca, yukarıda II numaralı başlıkta da açıklandığı üzere, manevi zararın açıklanmasında objektif görüşün kabul edilmesi halinde hukuka aykırı haksız fiilin meydana gelmesiyle beraber manevi tazminatın istenebilmesi mümkün olacaktır. Aynı minvalde, tüzel kişilerinde sosyal kişilik değerleri olduğu ve bunların da korunmaya değer olduğundan hareketle manevi tazminat talep edebilmeleri gerekmektedir. Aksi sonucun tanınması, eşitlik ve adalet fikrine aykırı düşecektir[12].

Nitekim, Yargıtay da istikrar kazanmış içtihadı ile tüzel kişilerin de manevi tazminat isteyebileceği görüşündedir. Bu yöndeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/4-213 E., 2016/70 K. Sayılı ilamında;

Bu kapsamda, tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu nedenle tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir.

Tüzel kişilerin manevi tazminat talep edip edemeyeceği tartışmalı olmakla birlikte hukuk düzeninin tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı nedeniyle elem ve ızdırap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevî tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun amacına aykırı düşecektir. Gerek Medenî Kanun ve gerekse Borçlar Kanunu yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır. Günümüzde doktrin ve Yargıtay tarafından yaygın olarak benimsenen görüş, gerçek kişilere özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarında tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunabileceğini kabul etmektedir.” ifadeleriyle tüzel kişilerin de manevi tazminat isteyebileceğini açık bir dille ifade etmiştir. Aynı doğrultuda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011/4-687 E., 2012/26 K. Sayılı ilamında;

“Tüzel kişinin çevresinde kazandığı itibarı aşağılayan yazılı, sözlü veya görüntülü beyanlar, şu veya bu vasıflara sahip olmadığına dair yayınlar, kişilik haklarından şeref ve haysiyete yönelik tecavüz olarak kabul edilmelidir. Tüzel kişinin şeref ve haysiyeti yanında onun toplumsal itibarı, ticari itibarı da TMK’nın 24. Maddesindeki korumadan yararlanır. TMK’nın 25/son maddesinin, hem kişilik haklarının korunması hem de maddi ve manevi tazminat davalarını kapsadığının kabulüyle tüzel kişilerin kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat davalarının davacı şirketin ikametgahı mahkemesinde de açılabilecektir” şeklinde hüküm kurarak tüzel kişilerin de manevi tazminat isteyebileceğini ifade etmiştir. Yine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2001/4164 E., 2001/8421 K. sayılı kararında;

“MK.’nın 24. Maddesi ve BK.’nun 49. Maddesinde belirtilen manevi zarar kişisel çıkarlarında uğradığı eksilmedir. Bir tüzel kişinin haklarından olan (adı, şerefi, onuru ve itibarı) varlıklarına yapılan saldırının bu manevi değerlerinde eksilmeye neden olacağı açıktır. Gerçi, duyguları olmayan tüzel kişilerin elem ve ızdırap duymaları düşünülemez. Ancak hukuk düzeni tüzel 3 kişileri hukuk süjesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, onur ve itibar gibi kişisel varlıklar bahsedilmiş olduğuna göre, tüzel kişinin üzüntü duymayacağı gerekçesiyle davanın reddi doğru değildir. Zaten manevi zarar salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki gerek Medeni Kanun gerekse Borçlar Kanunu yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır” şeklinde hüküm verilmiştir.

Neticede, öğreti ve uygulamada hem Medeni Kanun’un hem de Borçlar Kanunu’nun amir hükümleri gereğince tüzel kişilerin de manevi tazminat talebinde bulunabileceği kabul edilmektedir. Bu noktada, tüzel kişilerin ticari itibarı, ekonomik saygınlığı, adı, onur ve haysiyeti başta olmak üzere kişilik haklarına hukuka aykırı bir fiille tecavüz olması durumunda tüzel kişilerin manevi tazminat istemesi mümkündür.

Bu noktada kişilik haklarını ihlal ettiği düşünülen hukuka aykırı fiilin, TBK 49 vd. maddeleri kapsamında haksız fiil niteliğinde olup olmadığı ve dolayısıyla tüzel kişinin manevi tazminata hak kazanıp kazanmayacağı ise; haliyle hukuka aykırılık, zarar, illiyet bağı ve kusur unsurlarının değerlendirilmesi sonucunda belirlenebilecektir.

VI. SONUÇ

Yukarıda da ifade edildiği üzere, sınırlı bir sayım yapılması mümkün olmamakla birlikte, tüzel kişilerin ticari itibarı, ekonomik saygınlığı, adı, onur ve haysiyeti korunmaya değer kişilik değerleri olarak öne çıkmaktadır.

Öğreti ve uygulamada, her ne kadar bir gerçek kişi gibi acı, elem ve ızdırap duyması mümkün olmasa da tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Bu noktada manevi zararı açıklayan görüşlerden olan objektif görüşe göre, kişilik değerlerine yapılan her hukuka aykırı saldırı -manevi bütünlükte bir acı, elem ve ızdırap hissedilmesine bakılmaksızın- objektif bir eksilmeyi ifade edecektir.

Bu doğrultuda, kişilik değerlerinde bir eksilme yaratan hukuka aykırı fiille kişilik hakları saldırıya uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin manevi tazminat davasıyla ortaya çıkan manevi zararın giderilmesini isteyebilecektir. Öğreti de hakim olan ve Yargıtay’ca da kabul gören görüşe göre manevi tazminatın fonksiyonu zarara uğrayan kişinin tatmin edilmesidir. Bu noktada, son zamanlarda tatmin fonksiyonunun yanında ikincil bir fonksiyon olarak önleme fonksiyonun da olduğu ifade edilmektedir. Bu noktada, aynı fiilin tekrar işlenmesinden caydıracak bir tazminat miktarına hükmedilmesi öngörülmektedir.

Bunlara ek olarak, öğreti ve uygulamada hakim olan görüşe göre tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebilmesi mümkündür. Bu noktada, kanun koyucu tüzel kişiler ile gerçek kişiler arasında bir ayrım yapmamış olması nedeniyle, tüzel kişilerinde kişilik haklarının korunması hükümlerinden yararlanacağı kabul edilmektedir. Aynı minvalde, manevi zararın açıklanmasında objektif görüşü esas alanlar bakımından hukuka aykırı fiilin gerçekleşmesi manevi zararın ortaya çıkması bakımından yeterlidir. Fiilin hukuka aykırılığının değerlendirilmesi ise haksız fiil hükümlerine göre hukuka aykırılık, zarar, illiyet bağı ve kusur unsurlarının somut olayda var olup olmadığına göre belirlenecektir.

Neticede, tüzel kişilerin kişilik haklarına saldırılması durumunda oluşan manevi zararın manevi tazminat davasıyla giderilebileceği öğreti ve yerleşik yargı içtihadı ile kabul edilmektedir.

Saygılarımızla,

Tunca Avukatlık Ortaklığı

[1] Serozan, R . "Kişilik Hakkının Korunmasıyla İlgili Bazı Düşünceler". İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi 11 (2011): p. 93-112

[2] Taşkın, Alim. "Tüzel Kişilerin Kişilik Haklarının Korunması". Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (1983), Cilt: 42, Sayı: 1, p. 201-243

[3] Kırca, Çiğdem. “Manevi Tazminatın Fonksiyonu ve Niteliği”. Yargıtay Dergisi (1999), Cilt: 25, Sayı: 3, p. 242-270

[4] Antalya, Gökhan. “Manevi Zararın Belirlenmesi Ve Manevi Tazminatın Hesaplanması Türk Hukukuna Manevi Zararın İki Aşamalı Olarak Belirlenmesine İlişkin Bir Model Önerisi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 22, Sayı 3, 2017.; Yargıtay 4HD, 2015/14922E., 2016/5149K.

[5] Antalya, syf. 221-250

[6] Antalya, syf. 221-250

[7] Eren, Fikret. “Borçlar Hukuku Genel Hükümler”. Yetkin Yayınları, Ankara, 2017

[8] Kırca, p. 242-270

[9] Benzer yönde kararlar için bknz: Yargıtay HGK, 2011/4-687E., 2012/26K.; Yargıtay HGK 2010/4-47E., 2010/74K.; Yargıtay 2 HD, 2010/19954E., 2010/21075K.; Yargıtay 11 HD, 2009/10801E., 2011/3824K.; Yargıtay HGK, 2007/13-130E., 2007/129K.

[10] Antalya, syf 221-250

[11] Taşkın, p. 201-243

[12] Kırca, p. 242-270

Ara
Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Çerezleri nasıl kullandığımız, sildiğimiz ve engellediğimiz ile ilgili detaylı bilgi için lütfen Çerezler (Cookies) sayfasını okuyunuz.Kabul Et ve Kapat